Dikkat! Bu yazının bazı bölümleri hayali, bazı bölümleri ise bilgilere dayalıdır. Aradaki farkı çözmek siz okurlarıma düşüyor.
---
Bakan bey sabah saat 07 sıralarında kalktı. İçinde bir sıkıntı vardı. Bu sıkıntı midesine ve bağırsaklarına vurmuştu.
Tuvalete gitti, pek boşalamadı. 'Hastalık ilerliyor' diye düşündü.
Ülserle başlayan rahatsızlık midesini ve bağırsaklarını etkilemeye başlamıştı.
Doktora gitmekten pek hoşlanmıyordu. 'Bir şey çıkabilir' korkusuyla.
Midesini ve bağırsaklarını 2 saat sonra rahatlatacak ama aynı zamanda bağırsaklarını tembelleştirecek müshil hapını içti.
Eşinden kahvaltısını hazırlamasını istedi: 2 dilim kızarmış ekmek, 2 adet yarı yarıya pişmiş, yani 'A la kok' kabuklu yumurta, birer parça beyaz ve kaşar peynir, 2-3 dilim domates, bir çay…
Görevlilerin evine bıraktığı gazete özetlerine göz gezdirdi. Midesine sanki bir yumruk yemiş gibi oldu.
İktidar yanlısı bir çok gazete onun ekonomik politikalarını yerin dibine batırıyordu.
'Benim birinci görevim Hazine’yi kurtarmak, ikincisi ise sıkı para politikalarıyla piyasada para hacmini azaltıp fiyat artışlarının önüne geçmek' diye mırıldandı.
Gazeteler ise popülist yaklaşımla bu politikalar sonucu satın alma gücü çok düştüğü ve bunun da onların gelirlerine yansıdığı için 'Kemerleri gevşet' yayını yapıyorlardı. Kısmen haklıydılar: Başta emekliler olmak üzere dar ve sabit gelirliler öyle bir tufana yakalanmışlardı ki, bırakın gazete almayı, ekmeği bile fırınların 'Bayat' tezgahından karşılamaya çalışıyorlardı.
---
Kahvaltısını bitirdi, kağıt peçeteyle ağzını sildi, sonra banyoya gidip dişlerini fırçaladı. Korumasından makam aracının hazırlanmasını istedi. Ancak midesindeki yumruk olanca şişkinliğiyle duruyor, ona hayatı zehir ediyordu.
Çıkarken eşine, 'Ne olur ne olmaz, yavaş yavaş özel eşyalarımızı toplamaya başla. Sakın, devletin demirbaşlarıyla karıştırma' uyarısı yaptı.
Evden çıktı, yolda ilerlerken gözleri hafifçe buğulandı. Yıllarca yaşayıp çalıştığı kenti özlemişti Oradaki evini, işini, iş arkadaşlarını, hatta komşularını.
Pencereden Ankara’yı seyretmeye koyuldu. O ne zevksiz peyzaj, o ne derme çatma apartmanlardı öyle.
Mustafa Kemal Atatürk’ün en değerli mimarlara plan yaptırıp uygulattığı 'Bozkırdaki kır çiçeği' denilen Ankara bir ucubeye dönmüştü.
Bakanlığa vardılar. Kapıda yığınla gazeteci sabırla onun gelmesini bekliyordu. Sorular yağmaya başladı. Hiç birine cevap vermedi. Korumaları yolu açıp içeri girmesini sağladı.
Sonra eşini yeniden arayıp, 'Eşyalarımızı yavaş yavaş toparlıyor musun?' diye sordu.
Sonra gidip makamına oturdu.
Kurmayları ve ekonominin diğer yön vericileri onu bekliyordu.
İçini çekti. 'Daha ne kadar bu sıkıntıya, bu gerilime katlanabileceğim' diye düşündü.
Ve sona giderek yaklaşmış mesai günlerinden birine daha başladı.