Albert Einstein 1917’de “Genel görecelilik” teorisini tamamladıktan sonra uzayın 3 boyutlu bir küre gibi kendi içine kapandığı veya büzüştüğü sonucuna vardı.
“Genel görecelilik” denklemlerini çözmek her babayiğitin harcı değil. Çok sıkı bir eğitimden geçmek gerekiyor.
Bu eğitimin en başarılı öğrencileri bugün önemli astronomlar olarak sayılan Jayant Narlikar ile Leonard Susskind.
Narlikar yakın zamanda öldü. “Big Bang”e alternatif bir model geliştirmesiyle ünlenmişti. Galaksilerin evrenin her tarafına eşit olrak dağıldığına inanıyordu.
Aslında Einstein de aynı görüşteydi: Evrenin neresinde olursanız olun, her tarafı ve herşeyi bire bir aynı göreceksiniz. Bu da evrenin basit bir matematik formülüyle izah edilebileceği demekti.
Daha sonraki yıllarda Hollandali astronom Willem de Sitter’den matematikçi Luther Pfahler Eisenhart ve ünlü George Lemaitre’e kadar birçok astronom, Einstein’ın “Big Bang” teorisine cevap olarak yeni modeller ürettiler. Bu modellerde Einstein’ın teorisinde yer almayan karanlık madde ve karanlık enerji bulunuyordu.
13,8 milyar yıldan bu yana evren sürekli evrim geçirdi. Bilim insanları bu evrimi milyonlarca arayla tespit ettiler.
Vardıkları sonuç: Kara madde evrenin en başından bu yana önemli rol oynadı. Bugün var olan yapıların çoğu karanlık madde sayesinde doğdu.
Ancak bir anormallik evrene bakışımızı gözden geçirmemizi gerektiriyor. Çünkü bu anormallikler bildiğimiz standart modelle uyuşmuyor.
Galiba evrenin sırlarını hiçbir zaman çözemeyeceğiz. Çünkü bir noktadan sonra aklımızı ve muhakememizin önünde aşılamayacak bir zihinsel duvar yükseliyor.





