Çok zorunlu bir nedenden ve bende sınırı olmayan bir vefa duygusundan ötürü “Isınma” konulu 3 yazılık dizimin ikinci bölümünü bir hafta erteliyorum.

Önce bir not: Çok zorunlu bir nedenden ve bende sınırı olmayan bir vefa duygusundan ötürü “Isınma” konulu 3 yazılık dizimin ikinci bölümünü bir hafta erteliyorum. Özür dilerim.

---

İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nden bir cümlelik bir mesaj geldi: “Kıdemli üyemiz Çetin Gürel hayatını kaybetti…”

Yüreğimde sanki bir volkan patladı.

Doğal olarak gözyaşlarımı tutamadım.

---

Çetin Gürel, 1940’ta İzmir-Kemalpaşa’da doğmuştu.

“Patron”u, “Patronumuz” Dinç Bilgin’le aynı yıl. Çünkü Bilgin de 23 Ocak 1940 doğumluydu.

Artık rahmete kavuşmuş olan Çetin Gürel gazeteciliğe Ege Ekspres, Demokrat İzmir gibi yerel gazetelerde çalışarak başladı. Ancak kariyerinde sıçraması Yeni Asır’a geçmesiyle oldu.

1980’lerin ortasında Sabah gazetesinin kuruluşunda görev almak üzere, Dinç Bilgin ve Güngör Mengi ile birlikte İstanbul’a taşındı.

Sadece onlarla değil; ekipte Ercüment Gündem ve Kenan Sönmez de vardı.

Ve onlar birkaç yıl sonra Dinç Bilgin ve Zafer Mutlu’nun desteği veya kumpas ortaklığıyla Çetin Gürel’in başını yiyeceklerdi. Onlara “Bizans Dörtlüsü” denecekti.

Neyse…

---

Çetin Gürel anlatıyor:

“Yıl 1985, 22 Nisan tarihinde İstanbul'da Sabah'ı çıkaracağız, ben de gazetenin genel müdürüyüm. Mart ayında beni başka bir gazeteden aradılar, yemeğe çağırdılar. 'Bize istediğin kadroyla gel, transfer ücretini çek defterine yaz' dediler. Açık çek veriyorlar. 'Bir yıllık maaşını yaz, adamlarının maaşlarını yaz, çekleri al git' diyorlar bana. Ben ‘Yarın bir başkasının teklifiyle sizi de bırakıp gidersem arkamdan ne dersiniz’ dedim. 'Biz seni tanıyoruz, patrona senin durumunu anlattık ama o da herkesin bir fiyatı vardır, siz teklifinizi yapın' dedi diye aktardılar. Ben de ‘Patronunuza Çetin Gürel'in fiyatı yokmuş dersiniz’ dedim, konu kapandı. Sabah'a döndüğümde Dinç Bey'in tekliften hemen haberi olmuştu ama ben de o gazeteye yemeğe gittiğimi kendisine söylemiştim zaten…”

Çetin Gürel, kendisine özgü nezaketiyle İzmir’e “Postalanmasını” şöyle anlattı:

“Sabah'ı kurduktan sonra 1989 yılının sonuna doğru Dinç Bey'in ricasıyla tekrar İzmir'e Yeni Asır'ın başına geldim. 'Git toparla, Yeni Asır İzmir'de paspas oldu. 65 bin tiraj, 18 bine düştü. Sana bir kuruş promosyon parası da yok' dedi. Ben geldim 16 ayda günde 16 saat çalışarak Yeni Asır'ın tirajını 54 bine çıkardım. Nasıl çıkardım tirajı? İyi gazeteci, iyi nabız tutar. Halk senin verdiğin gazeteye güvenecek, başka bir şeye gerek yok.

Tabii bu madalyonun bir tarafı, diğer tarafında Aydın Bilgin var. Dinç Bey'in kayınbiraderi, Dinç Bey'in oğlunun da dayısı. Aydın Bilgin'i Yeni Asır'ın başına getirmek istiyorlardı. 'Ama Çetin'i ne yapacağız?' meselesi vardı. Dinç Bey ailenin bu baskısına dayanamadı, ben de 8 Haziran 1991’de Yeni Asır'dan ayrıldım.”

---

Devamı var:

“Dinç Bey ile 1976 yılından 1991'e kadar birlikte çalıştık. 8 Haziran 1991'de ayrıldım. Bunu ilk defa anlatıyorum, sekreterini arıyordum Dinç Bey ile görüşeceğim. Hop Londra'da, ertesi hafta arıyorum hop Atina'da. Dinç Bey o dönemde benimle hiç karşı karşıya gelmedi, çünkü söyleyeceği bir şey yoktu.

Benim de söyleyeceğim bir şey yoktu, sadece soracaktım, ‘Günahım neydi’ diye o kadar… Bu konuda bir daha da hiç konuşmadık. İşlemler için Sabah'a gittiğimde mali işlerden sorumlu genel müdür yardımcısı bana, 'Abi patronun bir teklifi var, Çetin gazeteciliğin dışında ne iş yaparsa beni ortak alabilir diyor' dedi. Çok enteresan tabii. Ben de kendisine sen şimdi bu cevabı kendisine aynen ilet, 'Bir birahane kuracağım, servisi ben yapacağım kasada da o oturacak ortak olarak' dedim. Dinç Bey beni sektörde istemiyordu… Aradan altı ay geçti, İstanbul'a gittim Dinç Bey'le oturduk karşılıklı, 'Ya patron o Ercüment bana böyle bir teklif yaptı senin adına, ben de çok üzüldüm' dedim. 'Çetin ben öyle bir teklif yapar mıyım sana hiç' dedi. Ama ben biliyordum, yapmıştı.”

---

Gazetesine sermaye yapmak için, binbir güçlükle aldığı evi satmış, bir dostunun ucuza kiraladığı bir yere taşınmıştı.

---

Kısacası, bu dünyadan bir Çetin Gürel geçti…

Kumpasçılar ise hayatta.

Hepsine uzun ve sağlıklı bir ömür ama daha önemlisi huzurlu, kabus ile yataklarından sıçramayacakları uykular diliyorum…

Hoş, vicdan Mahmutpaşa Çarşısı’na düştü ama ben gene de dileyeyim…

---

Çetin Gürel şimdi İzmir’deki Aşağı Narlıdere mezarlığında sevgili Ahmet Piriştina’ya pek de uzak olmayan kabrinde son ve ebedi uykusuna dalmış durumda…