Son nefesinizi vermeye yakınsınız. Bir veda yemeği arzu ediyorsunuz. Eşinizle, çocuklarınızla, aile üyelerinizle…

Son nefesinizi vermeye yakınsınız. Bir veda yemeği arzu ediyorsunuz. Eşinizle, çocuklarınızla, aile üyelerinizle… Gülerek, anıları tazeleyerek, gözünüz arkada kalmadan veda ederek…

Peki canınız ne çeker?

Sizlerin ne yanıt vereceğinizi elbette bilemem ama tarihteki bir kaç ünlüden örnek verebilirim…

---

30 Nisan 1945. Berlin’de yağmurlu bir gün. Kızıl Ordu (Sovyetler Birliği orduları) Almanya başkentinde epey ilerlemiş. Führer’in karargahına sadece birkaç kilometre mesafede. Nazi Almanyası’nın lideri Adolf Hitler son yemeğini istedi: İyi pişmiş bir yumurta, patates püre, domates soslu spagetti…

Hitler sigara ve alkolden nefret ediyordu.

Bezelyeli kuşkonmaz, biber, pirinç, salata en sevdiği mönüydü.

Bununla birlikte ilaç bağımlısıydı. Günde 28’e kadar varan hap içiyordu.

---

Sovyetler Birliği diktatörü Joseph Stalin doktorlarla ve tadıcılarla birlikte yemeyi seviyordu. Tadıcılar arasında Spiridon Putin diye biri de vardı. Vladimir Putin’in büyükbabası.

Stalin son yemeğinde borç çorbası istedi, domuz biftek yedi, iki-üç duble votka içti.

Sonra uykuya daldı… Ve uyanamadı!

---

Fransa’da krallar tadıcılar yemeden ağızlarına lokma koymazlardı.

ABD başkanları da tadıcılar yemeden tabağa ellerini sürmüyorlar.

Trump’a gelinceye kadar eski ABD başkanları iyi yemeyi seviyorlardı. Çorba, sonra bir et yemeği, salata, tatlı…

Trump bu geleneği bozdu. Ona bir-iki Mcdonald’s hamburger, iki-üç şişe şekersiz kola yetiyor.

---

Tarihi kaynaklara göre, Roma İmparatoru Auguste son derece mütevazi bir yemekle yetiniyordu: Ekmek, balık, incir ve taze peynir. Köy ekmeğini tercih ediyordu. İnek sütünden yapılmış peyniri seviyordu. İncirlerin ve balığın çok taze olmasına dikkat ediyordu.

Zaten son yemeğini de bunlar oluşturdu.

---

Geldik Atatürk’e…

İşte son haftalarında doktorların önerisiyle yedikleri:

Mısır lapa, tereyağı, 1-2 dilim ekmek, çay, salep, hoşaf, limonata, portakal suyu, çorba, tavuk köfte, makarna, patates, biraz bal, komposto, üzüm, şeftali, sütlaç…

Tüm bunlar Ata’ya son 2 ayında azar azar, günlere göre bölüştürülerek verildi.

---

Son yemek… Veda yemeği…

Önemli olan, o yemeği bilinçli olarak, komada değil, ayaktayken yiyebilmek.

Ne yazık ki, bu da ancak insanın kendi ölümüne karar verip, ötenazi kliniğine yatmadan önce ailesiyle, dostlarıyla yediği veda yemeğiyle mümkün olabiliyor.

O da Türkiye’de yok! Maalesef…

Acı çeke çeke son nefesi vermeyi beklemektense, sevdikleriyle çevrili halde bir iğneyle uykuya dalıp bir daha hiç uyanmamak ne kadar güzel ve insani…