Bakıyorum, iki büklüm veya bastona tutunarak yürümeye çalışan bir yaşlı, yaşlı dediğime bakmayın, en fazla 70’lerde.
Emekliyiz ya…
Ayda bir kez, 20’li günlerde gidip maaşımızı çekiyoruz.
Ama hepsini değil!
Çünkü küsuratları ATM’ler vermiyor.
Diyelim ki, 25.895 lira emekli maaşınız var.
Bankanın ATM’si 25.800 lirayı veriyor. Gerisini tutuyor.
Bir başka deyişle, bankamatiklerde artık 5, 10, 20, 50 liralık banknotlar geçmiyor!
O maaş artıklarını banka işletiyor. Size 5 kuruş faydası olmadan.
(5 kuruş deyince çağrışım yaptı; bozuk yani metal paralar da çoktan piyasadan kayboldu…)
Oysa sözkonusu küsurat banknotlar emekliler için o kadar önemli ki…
Diyelim ki, 3 günluk ekmek parası.
Diyelim ki, yarım kilo zeytin parası…
Diyelim ki, 100 gram peynir parası…
Diyelim ki, yarım kilonun biraz üstünde domates parası…
-Sabahları çarşıyı dolaşıyorum.
Peynirciye, zeytinciye uğruyorum.
Bakıyorum, iki büklüm veya bastona tutunarak yürümeye çalışan bir yaşlı, yaşlı dediğime bakmayın, en fazla 70’lerde. Sözde ne alacağını seçmek için zeytinleri tadıyor. Her birinden ikişer-üçer tane. Sonra beğenmediğini gösteren bir yüz buruşturmasıyla ayrılıyor. Gözleri dolu dolu.
Mekan sahibi bana anlattı: “Zeytin alacak parası yok. Bu şekilde sözde tadarak sabah kahvaltısını yapıyor. Şimdi iki dükkan ötesindeki peynirciye gidecek. Orada da birkaç tadım yapıp satın almadan ayrılacak. Böylece kahvaltısını yapacak… Birkaç gün sonra yine gelecek. Utandığı için bu kez 100-150 gram zeytin isteyecek. Biz de elimiz titreyerek, gönlünü hoş etmek için, sembolik bir fiyatla vereceğiz.”
Ve ekledi: “Biz onun çaresizliğini bildiğimiz için ses çıkarmıyoruz. Sevabımız hanesine yazılması duasıyla helal-i hoş ediyoruz.
O kadar çok var ki bu örneklerden… Allah kimseyi yaşlılığında 3 kuruşa muhtaç etmesin diyoruz.
Çarşıdaki esnafla görüşüyoruz. “Bir fon oluşturalım istiyoruz. Tıpkı bir aşevi gibi. Bir yer arıyoruz. Kirası pek yüksek olmasın. Bulduğumuzda her sabah kimimiz peynir, kimimiz zeytin, kimimiz simit koyacağız. Çay servisi de yapacağız. Böylece aç yatıp aç kalkan yaşlılarımıza, emeklilerimize sabahları biraz olsun mutluluk vermeye çalışacağız.”
Bu hale mi düştün Türkiye?
Dünyanın en büyük, en güçlü, sözde en zengin 20 ülkesinden biri olarak gösterilen Türkiye nasıl üçüncü dünya ülkeleri kategorisine indin?
Bakın, Avrupa’dan bir örnek: Belçika’da 560 bin kişi yiyecek bulamıyor, Sivil toplum örgütlerinin bağışlar sayesinde hazırlayabildiği kolilerle besleniyor.
Ama aynı Belçika, Ukrayna’ya AB fonları çerçevesinde milyarlar aktarıyor, füze, drone almak için yine milyarlar harcıyor.
Devletler ve devletleri yönetenler bu kadar vicdansız olabilir mi?
Medyayı da arkalarına alarak dünyayı kendi aralarındaki bir satranç partisine mi dönüştürdüler?
Derler ya; “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla…”
Onun gibi bir şey…
Mideler boş ama cephanelikler dolu!
Türkiye de o yolda mı ilerliyor? Herhalde…