Kuşbaşı et, yanında kuşkonmaz, başta suşi olmak üzere Uzak Doğu yemekleri, çeşit çeşit soslar, soya sosları, İtalyan mutfağının insanın ağzını sulandıran...
Allahım TV kanallarımızın çoğu bu kadar mı topluma yabancılaştı?
Bir yemek programı bitiyor, diğeri başlıyor.
Kuşbaşı et, yanında kuşkonmaz, başta suşi olmak üzere Uzak Doğu yemekleri, çeşit çeşit soslar, soya sosları, İtalyan mutfağının insanın ağzını sulandıran yemekleri, tanturinin ve her türlü kebabın, bifteğin, köftenin yeni yorumları; daha fazla saymayayım, hakaret olur…
Yemeklerden kalan bölümü reklamlar dolduruyor.
Daha doğrusu, reklamlardan kalabilen bölüm yemeklere ayrılıyor.
Kanalların hepsi reklamlarla dolu.
Ya deterjan, ya yeme-içme, ya mobilya, ya da süslü-püslü bilmem kaç taksitte seyahat, vs…
Yani, “Önce tatil yap, sonra öde” deniyor. Ödeme vakti gelince Allah kerim…
Yine reklamlarda örneğin “Doya doya harcayın” deniliyor. Akşam yemeğinde bir çorbaya ekmek doğrayıp karınlarını doyurmaya çalışan emeklilerle alay ediliyormuş gibi…
“Bir alana bir bedava….”
“Siparişinizi verin, yarım saat sonra kapınızda…”
“En lezzetli yemekler sizi bekliyor…”
“Spagettinin, pizzaların, dürümlerin en lezzetlileri bizde, hemen sipariş verin. “
Olur!
---
Tüm günü bir çayla geçirmiş, onu da eli titreyerek ödemiş iki büklüm emekli, poşetinde 2 domates, 2 salatalık ve birkaç biberle evine döndü.
“Bugün çok para harcadım, bilmiyorum, ay başını nasıl getireceğiz?” diye yakındı.
Aynı saatte Ankara’da bir yerlerde çalışanlara akşam yemeği çıkarılıyordu.
Mönü: Papayalı ve Japon Kobe sığırının etinden pişirilmiş çorba, bol çeşnili ve soya soslu mevsim salatası, iyi pişmiş biftek, insanın ağzında eriyen pilav, isteyene spagetti, isteyene pizza, tercihe göre tatlılar (Kadayıf, ekmek kadayıfı, baklava, kalbura basma, sütlaç, karışık dondurma, Uzak Doğu meyveleri, Li-Çi’li tatlı) ve alkollü olmaması koşuluyla istediğiniz içecekler…
Zaten içki ikram edilse, ki öyle bir olasılık asla yoktu, dudaklarını değdirmezlerdi. Ne de olsa dini bütündüler. Ya da öyle görünüyorlardı. Ve bazıları yoksul geçen çocukluklarını hatırlayıp, “Allahım anne babamın ev ekmeğini bile idareli yediğimiz, bir parça peynire muhtaç olduğumuz günlerimizi aratma, bizi o günlere döndürme” diye mırıldanıp o lezlz yemeklere çatal veya kaşık sallıyorlardı . Sonra yediklerini yutmak için birkaç yudum gazlı içecek yudumluyorlardı. Daha sonra da sessizce geğirmeye çalışıyorlardı. Ne de olsa görgüden pek nasiplerini almamışlardı.
O akşam Boğaz’daki ve Boğaz sırtlarındaki restoranlar da lebaleb doluydu. En pahalı içkiler açılıyor, bir yandan da iş, özellikle ihale görüşmeleri yapılıyordu: “Al köprüyü, bırak otoyolu…” gibi. İçkiyi biraz kaçıranlar, “Şey etmişim bu milletin anasını” deyip kahkahayı patlatıyordu. Zaten milletin anası, sofradakilerin hiç birinin umurunda değildi. Hepsi katılıncaya kadar güldü. O kadar ki, o canım levreklerin lokmaları az daha . boğazlarında düğümleniyordu. Pahalı şaraplarından birkaç yudum alarak atlatabildiler.
O lüks ve hesapların dudak uçurttuğu restoranlara rezervasyonsuz gelenler kapıdan çevriliyordu.
16,5 milyon emekli de ki eşleriyle birlikte 30 milyonun üstünde, o restoranların bulunduğu semtlerden bile geçemiyorlardı. İşsiz, evde oturan çocuklarını ekleyin, 40 milyonu çok geçiyordu sayıları.
---
Biz yine TV programlarına dönelim:
“Mükemmel temizlik için işte ideal formül… Bir damla sıvıyla kusursuz temizlik…”
“Kaçırılmayacak fırsat: 2015 fiyatlarıyla evinizin mobilyalarını tepeden tırnağa yenileyin. Üstelik bilmem kaç taksitle…”
İnsanlarla dalga geçmek için ne kadar slogan varsa üretmişlerdi…
Akşam oldu. Karanlık çökünce varlıklıların korkuları katlanıyordu:
“İçerideki, dışarıdaki tüm ışıkları yakın” talimatını verdi biri. Muhteşem villanın tüm ışıkları aydınlandı. Girişte de korumalar tetikte bekliyorlardı.
Dışarıda iğne ipliğe dönmüş hayaletler dolaşıyordu.
TV’lerde ise “Bir alana bir bedava”, “Siz isteyin kapınıza getirelim” reklamları dönüp duruyordu.
Emekli amca da evinde çorbasına birkaç damla gözyaşının düşmesini önleyemiyordu.
---
Bir de Türk-İş’in son verilerini aktaralım:
4 kişilik bir ailenin insanca yaşaması için elde etmesi gereken aylık gelir 37 bin 388 lira.
Yine 4 kişilik bir ailenin, kira, ulaşım, eğitim, sağlık ve diğer temel ihtiyaçlar için harcamaları gereken para 121 bin 786 lira.
Emekli maaşının ortalama 25 bin lira olduğu ülkemizde kaç hane bu gelire sahip?
Allahım, ne hale geldi Türkiye? Ve nereye gidiyor?