ABD Başkanı Donald Trump’ın dış politikasını en yakınındaki Cumhuriyetçiler bile çözemiyorlar. İşte detaylar..

ABD Başkanı Donald Trump’ın dış politikasını en yakınındaki Cumhuriyetçiler bile çözemiyorlar.

Aslında Trump’ın tek hedefi var: Tarihte iz bırakmak. “Rushore Dağı’ndaki ABD’nin kurucu babaları George Washington, Thomas Jefferson, Teddy Roosevelt ve Abraham Lincoln’un yanına kendi heykelini koydurtmak. Uzmanlar dağa 5’inci heykel koymanın imkansız olduğu görüşündeler ama Trump kafasının dikine gidiyor.

Heykel olmazsa Nobel Barış Ödülü’yle tarihe geçmek istiyor. 2009’da bu ödülün eski Başkan Barack Obama’ya verilmesinden duyduğu kıskançlıktan bir türlü kurtulamadı. Ancak Nobel Barış Ödülü Komitesi 2 yıldır Trump’ı “Pas” geçiyor.

Göreve başlarken yaptığı basın toplantısında izleyeceği dış politikanın ilk işaretlerini verdi. Kanada, Grönland ve Panama Kanalı’nı istiyordu. Bu, “Emperyalist” dış politika anlamına geliyordu. Yani, yayılmacı dış politika.

Ama aklı-fikri Nobel Barış Ödülü’ndeydi. Oslo’da hemen her gün kulis yürüttü.

Barış girişimlerini de yoğunlaştırdı: İsrail ile Hamas arasında, Hindistan ile Pakistan arasında, Azerbaycan ile Ermenistan arasında, Yemen’deki savaşta Hutiler ile, daha ötelerde Ruanda ile Demokratik Kongo arasında, Tayland ile Kamboçya arasında, Kosova ile Sırbistan arasında…

Uff! Dünyada ne çok silahlı çatışma var!

Trump dış politikasını Miami’deki malikanesinde yer alan golf sahasındaki maçlara benzetiyor. “Bir deliğe atarsın, sonra bir sonraki deliğe geçersin. Sadece 8 aylık sürede hiçbir lider bu kadarını başaramadı…”

Ama Nobel Barış Ödülü Komitesi, Trump’ın kulislerinin etkisinde kalmadı. Ödülü Venezuelalı Maria Corina Machado’ya verdi.

Bu karar Trump’ın tepesini attırdı: Barış çabaları madem sonuç vermedi, o halde savaş düzenine geçecekti.

İşte ondan sonra Venezuela’da savaş hazırlıklarına girişti. Cumhurbaşkanı Nicola Maduro ve eşini yakalayıp New York’ta cezaevine kapattı.

Yerine vekaleten parlamento başkanı Maria Corina Machado geldi. Ülkesinde demokratik bir yönetim vaadinde bulundu. Ama Venezuela’da nasıl bir düzen olacağı Trump’ın umurunda değildi.

Trump’a göre bir ülkenin gücü kazandığı topraklarla ölçülmeli. Tıpkı 19’uncu yüzyılın başkanları McKinley, Monroe ve Teddy Roosevelt gibi…

Trump yeni savaş dönemini petrol fiyatlarıyla başlattı. Fiyatların düşmesi için Körfez ülkelerine üretimlerini artırmaları baskısı yaptı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’ı vurma kararları hesapları alt-üst etti.

Görünüşteki amaç, İran’ın nükleer programını durdurmaktı. Ama asıl amaç rejimi devirmek ve İran petrolüne el koymaktı. Tıpkı Venezuela’da olduğu gibi.

İran savaşı işte böyle başladı ve böyle devam ediyor.

Siz Trump’ın “Havuç ve sopa” anlayışına dayanan ve yatıp kalktığında yeni düşmanlar ürettiği dış politikasından bir şey anladınız mı?

İkinci soru: Trump’ın dış politikalarına güvenilebilir mi?

Üçüncü soru: Trump Beyaz Saray’da olduğu sürece dünyada güvenlikten söz edilebilir mi?